theme-sticky-logo-alt
Sandık bitti sıra siyasi savaşta

Sandık bitti sıra siyasi savaşta

METE ÇUBUKÇU Kudüs NTV Program Yapımcısı –İsrail’de seçimler geride kaldı ama ülkenin siyasi geleceği hâlâ belirsiz. Başbakan Binyamin Netanyahu iktidarını sürdürmenin yollarını ararken, rakibi eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot değişim vaadini hükümete dönüştürmeye çalışıyor. Ancak sandıktan çıkan tablo, İsrail’in derin siyasi ve toplumsal kutuplaşmasını aşamadığını gösteriyor. Üstelik seçimlerin en dikkat çekici gelişmesi olan Arap-Filistinli partilerin yükselişi de hükümet kurma krizini çözmeye yetmiyor.

İsrail’in önünde üç seçenek var: Arap partilerin desteğiyle kurulacak bir azınlık hükümeti, Netanyahu ile rakiplerinin uzlaşacağı bir birlik hükümeti veya yeniden seçim. İlk seçenek giderek zorlaşırken diğer ikisi siyasi mücadelenin merkezine yerleşiyor.

Tek sandık iki İsrail

Seçim sonuçları, İsrail toplumunda uzun süredir devam eden ayrışmayı bir kez daha ortaya koydu. Netanyahu’yu destekleyenler, güvenlik ve güçlü liderlik söylemi etrafında birleşirken, karşıtları onun uzun iktidarını, 7 Ekim’in sorumluluğunu, yargı üzerindeki baskıları ve demokratik kurumların geleceğini sorguluyor.

Ancak Netanyahu karşıtlığı, İsrail’de ortak siyasi program anlamına gelmiyor. Muhalefetin önemli bölümü de sağcı ve milliyetçi. Filistin meselesi, Gazze ve Batı Şeria konusunda Netanyahu ile rakipleri arasında sanıldığı kadar derin farklılıklar bulunmuyor.

Netanyahu’nun planı

Netanyahu seçim gecesi sağcı müttefiklerine teşekkür etti ve “Siyonist çoğunluğun birleşmesi gerektiğini” söyledi. Bu açıklama, yalnızca seçim değerlendirmesi değil, aynı zamanda yeni dönemin siyasi stratejisinin işareti olarak yorumlanıyor.

Netanyahu bir yandan aşırı sağcı Ben-Gvir ve Smotrich ile ultra-Ortodoks partileri yanında tutmaya çalışırken, diğer yandan muhalefetteki sağ ve merkez partilere kapıyı açık bırakıyor.

Ancak Netanyahu’nun önündeki temel sorun, mevcut müttefikleriyle hükümet kurabilecek çoğunluğu sağlayamaması. Bu nedenle Eisenkot veya diğer muhalefet liderlerinden birinin tutum değiştirmesi, Netanyahu’nun iktidarda kalmasını sağlayabilecek seçeneklerden biri.

Netanyahu’nun bir başka avantajı da hükümet kurulamadığı sürece geçici başbakan olarak görevde kalacak olması. Bu durum, siyasi krizin uzamasını kendi açısından kayıplı bir senaryo olmaktan çıkarıyor.

Eisenkot un açmazı

Eisenkot seçim gecesi İsrail halkının değişim istediğini, Netanyahu’nun görevden ayrılması gerektiğini söyledi. Ancak seçim sonrası tablo, değişim hükümeti kurmanın kolay olmadığını gösteriyor. Eisenkot’un seçeneklerinden biri, Arap-Filistinli partilerin desteğiyle azınlık hükümeti kurmak. Fakat, muhalefetin sağcı liderleri Naftali Bennett ve Avigdor Lieberman, Arap partilerin desteğine dayanan bir hükümete karşı olduklarını açıklamıştı.

Böyle bir hükümet için Mansur Abbas liderliğindeki Ra’am’ın aktif desteği, Ortak Liste’nin ise en azından hükümetin kurulmasını engellememesi gerekiyor. Bu formül sadece Arap partilerin tutumuna değil, Netanyahu karşıtı Yahudi partilerin birlikte hareket etmesine de bağlı.

Eisenkot’un önündeki temel çelişki açık: Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmak için Arap partilere ihtiyaç duyuyor, ancak kendi siyasi müttefiklerinin bir bölümü Arap partilerin desteğini kabul etmiyor.

Birlik hükümeti bir tuzak mı?

İsrail’de giderek daha fazla tartışılan seçenek, Netanyahu ile rakiplerinin aynı hükümette buluşması. Ancak bu kolay değil. Eisenkot ve diğer muhalefet liderleri kampanyalarında Netanyahu ile hükümet kurmayacaklarını açıkladı. Özellikle dönüşümlü başbakanlık formülünde Netanyahu’nun anlaşmayı bozabileceği, böylece muhalefetten hükümete katılan partilerin hem başbakanlık şansını hem de seçmenlerinin güvenini kaybedebileceği düşünülüyor.

Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un uzlaşmayı teşvik etmesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın ise siyasi sürece müdahil olması ihtimaller arasında gösteriliyor. Ancak bu yönde kesinleşmiş bir girişim bulunmuyor.

Birlik hükümeti tartışmasının merkezinde şu soru var: İsrail’de birbirine güvenmeyen siyasi liderler, toplumdaki derin kutuplaşmayı aşabilecek ortak bir yönetim oluşturabilir mi?

Arap seçmen: Biz varız

Seçimin en önemli gelişmelerinden biri Arap-Filistinli seçmenin sandığa güçlü biçimde yönelmesi oldu. Nasıra, Umm el-Fahm ve diğer Arap kentlerinde katılımın yükselmesi, uzun süredir siyasetten uzaklaşan seçmenlerin yeniden temsil arayışına girdiğini gösteriyor. Bu yükselişin arkasında yalnızca Netanyahu karşıtlığı yok.

Gazze savaşı, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti, aşırı sağcı bakanların Araplara yönelik söylemleri ve Filistin meselesi önemli etkenler. Ancak Arap toplumunda giderek büyüyen organize suç, cinayetler, ekonomik eşitsizlikler ve kamu hizmetlerindeki sorunlar da seçmeni harekete geçiren nedenler arasında. Mansur Abbas liderliğindeki Ra’am ile Ortak Liste arasında önemli siyasi farklılıklar bulunuyor. Abbas, hükümet süreçlerine katılarak Arap vatandaşların sorunlarına somut çözümler üretmeyi savunuyor. Seçim sonrasında her iki bloktan da temaslar olduğunu açıklaması, koalisyon pazarlıklarına kapıyı kapatmadığını gösteriyor.

Ortak Liste ise Netanyahu’nun yeniden iktidara gelmesini engellemek istiyor ancak doğrudan hükümet ortağı olmaya daha mesafeli. Ahmet Tibi’nin seçim gecesi kullandığı “Ya Bibi ya Tibi” ifadesi, Arap partilerin yeni siyasi ağırlığını ortaya koyan sembolik bir mesaj oldu. Ancak burada İsrail siyasetinin temel çelişkilerinden biri belirginleşiyor. Arap-Filistinli partiler parlamentoda güçleniyor, fakat Yahudi partilerin önemli bir bölümü onları meşru koalisyon ortakları olarak kabul etmek istemiyor.

Bu durum yalnızca hükümet kurma meselesi değil, İsrail’deki Arap vatandaşların siyasi temsilinin sınırlarına ilişkin daha kapsamlı bir tartışma.

Filistin meselesi

Netanyahu ile Eisenkot arasındaki siyasi rekabetin Filistin meselesine yansıması ise sınırlı olabilir. Eisenkot, Netanyahu’nun yönetim anlayışını ve kararlarını eleştiriyor. Ancak Hamas’ın tasfiye edilmesi, İsrail’in askerî üstünlüğünün korunması ve güvenlik politikalarında sert yaklaşımın sürdürülmesi konusunda önemli ortaklıklar bulunuyor. Muhalefetin sağ kanadının Filistin devleti ve Batı Şeria’daki İsrail kontrolüne yaklaşımı da köklü değişim beklentisini zayıflatıyor.

Bu nedenle Netanyahu’nun iktidardan ayrılması, Gazze ve Batı Şeria’da yeni bir barış sürecinin başlayacağı anlamına gelmeyebilir. Arap partilerin hükümetin kurulmasında belirleyici olması ise Filistin meselesinin iç siyasette daha fazla tartışılmasını sağlayabilir.

İsrail’de seçimlerin ardından ortaya çıkan manzara, derin biçimde bölünmüş bir toplum ve birbirleriyle hükümet kurmak istemeyen siyasi liderler. Netanyahu iktidarını korumaya çalışıyor, Eisenkot değişim talebini siyasi çoğunluğa dönüştürmek istiyor. Arap-Filistinli partilerse sandıkta elde ettikleri gücün siyasi karar mekanizmalarına yansımasını talep ediyor. Ancak asıl sorun yalnızca kimin başbakan olacağı değil, İsrail’in nasıl yönetileceği. Demokratik kurumların geleceği, Arap vatandaşların siyasi konumu ve Filistin meselesi de bu mücadelenin merkezinde.

Yeniden seçim: Netanyahu’nun kozu mu?

Birlik hükümeti kurulamaz ve Eisenkot alternatif çoğunluğu sağlayamazsa, İsrail yeniden sandığa gidebilir. Bu seçenek Netanyahu açısından siyasi bir hesaplamaya da dönüşebilir.

Arap seçmenlerin yüksek katılımının yeni bir seçimde tekrarlanmayacağı veya yurtdışından oy kullanmak için gelen İsraillilerin aynı ölçüde katılım göstermeyeceği varsayımı, Netanyahu’nun siyasi hesaplarını etkileyebilir. Ancak bunlar henüz doğrulanmış bir stratejiden çok, seçim sonrasında tartışılan olasılıklar. Muhalefet ise yeniden seçim kararı alınmadan önce Netanyahu’yu ve Knesset başkanını değiştirmeye çalışabilir. Fakat böyle bir girişim de Arap partilerle parlamenter işbirliğini gerektiriyor. Dolayısıyla seçim sonrasındaki mücadelenin yalnızca hükümet kurma görüşmeleriyle sınırlı kalmayacağı anlaşılıyor.

15 49.0138 8.38624 arrow 0 arrow 0 4000 1 0 horizontal https://dikiliilkhaber.com.tr 250 0 1