theme-sticky-logo-alt
Son dakika... Rusya için 3 fırsat! Polonya'daki kriz Avrupa'yı sarsabilir

Son dakika… Rusya için 3 fırsat! Polonya’daki kriz Avrupa’yı sarsabilir

MİLLİYET.COM.TR – Polonya’da Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Bartlomiej Sochanski’nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarının duyurulmasının ardından ülkede siyasi gerilim tırmandı. Mahkeme binası önünde muhalefetteki Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski ve eski Başbakan Mateusz Morawiecki’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi toplandı. Polis ablukasına alınan mahkeme önünde yaşanan olaylarda 3 kişi gözaltına alındı. Senegal ziyaretini yarıda keserek ülkesine dönen Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Anayasa Mahkemesi binasına girmeye çalıştığı sırada yargıçlarla arbede yaşadı. Nawrocki’nin mahkeme binasına giriş girişimi sırasında yaşanan fiziksel müdahaleye ilişkin taraflar birbirini suçladı.

Başbakan Donald Tusk, yaşanan gelişmelere ilişkin açıklamasında, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek için kararlı adımlar atılması gerektiğini savundu. Anayasa Mahkemesinin yönetimi en kıdemli yargıç Anna Korwin-Piotrowska’ya geçerken, Polonya’nın Pekin Büyükelçisi Jakub Kumoch ve Bükreş Büyükelçisi Pawel Soloch olayların ardından istifa etti. ABD’nin Varşova Büyükelçisi Tom Rose ise ülkedeki siyasi gerilimin şiddete dönüşmemesi çağrısında bulundu. Polonya’da hükümet ile muhalefet arasında uzun süredir devam eden yargı atamaları anlaşmazlığı, Anayasa Mahkemesinin çalışmalarını fiilen durma noktasına getirmiş durumda.

Sarıgül dosyasının kilit isminin ifadesi CNN Türk’te: İsviçre’ye para kaçırdılar

Türkiye’nin eski Los Angeles Başkonsolosu Gülru Gezer ve Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan son gelişmeleri Milliyet.com.tr Yayın Koordinatörü Sercan Dinç’e değerlendirdi.

TOPYEKÜN BİR YÖNETİM KRİZİ

Polonya’da Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Başkan Yardımcısının görevlerinden uzaklaştırılması ne anlama geliyor?

Gülru Gezer: Polonya’da Anayasa Mahkemesinin ablukaya alınması ve Başkan ile Başkan yardımcısının görevinden uzaklaştırılması ülkede Donald Tusk liderliğindeki Batı yanlısı mevcut koalisyon hükümeti ile şu anda muhalefette olan eski iktidar partisi PiS çizgisine yakın olan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve yargı arasında bir süredir yaşanan siyasi ve hukuki krizin artık topyekün bir yönetim krizine dönüştüğünü gösteriyor.

Atina’nın hayalet silahları | SELAMSIZ ORDUSU!

Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan: Polonya’da bugün yaşananları yalnızca bir mahkeme başkanının görevden uzaklaştırılması olarak görmüyorum. Burada daha kapsamlı bir mesele var: Avrupa Birliği’nin hukukun üstünlüğü yaklaşımıyla, Polonya’daki siyasi aktörlerin anayasal meşruiyet ve egemenlik anlayışları arasında uzun süredir devam eden bir çatışma söz konusu.bu nedenle de Polonya’da yaşanan gelişmeler, Avrupa’nın yalnızca ekonomik ve güvenlik alanında değil, anayasal kurumların meşruiyeti bakımından da önemli sınamalarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.Krizin temelleri 2015 yılında Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) iktidarı döneminde yapılan tartışmalı yargıç atamalarına dayanıyor. Bu süreç, Polonya’nın iç siyasetiyle sınırlı kalmayarak Avrupa Birliği ile ulusal egemenlik ve hukukun üstünlüğü ekseninde bir anlaşmazlığa dönüştü.

Peki, on yıldır devam eden bu kriz neden şimdi bu kadar sertleşti? Çünkü 2023’te göreve gelen Donald Tusk hükümetinin yargıyı yeniden yapılandırma girişimleri, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin direnciyle karşılaştı. Özellikle Mart 2026’dan itibaren parlamentonun Anayasa Mahkemesine yeni yargıçlar seçmesi, Cumhurbaşkanının bazı yargıçların yeminini kabul etmemesi ve mevcut mahkeme yönetiminin bu isimleri göreve başlatmaması krizi yeni bir aşamaya taşıdı denebilir.

İtalya’da da hayat pahalılığını, silahlanmayı ve savaşları protesto için genel greve gidildi. Roma, Milano, Cenova, Torino ve Bologna’da binlerce kişi meydana inerken bazı şehirlerde göstericilerle güvenlik güçleri arasında arbede yaşandı.

RUSYA AÇISINDAN ÜÇ ÖNEMLİ STRATEJİK KAZANIM İHTİMALİ SÖZ KONUSU

Polonya’daki bu krizden stratejik açıdan en fazla fayda sağlayabilecek dış aktör Rusya mı?

G. Gezer: Polonya Ukrayna savaşının başından bu yana Kiev’i en fazla destekleyen ülkeler arasında yeralıyor. Aynı zamanda Baltık Ülkeleriyle birlikte Avrupa’da Rusya’ya yönelik katı tutumuyla ön plana çıkıyor. Polonya aynı zamanda Batı’nın ve NATO’nun Doğu Avrupa’daki en kritik lojistik üssü, ana tedarik kapısı ve Ukrayna’ya verilen desteğ açısından merkezi konumda yeralıyor. Ukrayna’ya giden askeri yardımların %80’i Polonya’dan geçiyor. İnsani yardımın da büyük bir kısmı yine Polonya üzerinden Ukrayna’ya ulaştırılıyor. Bu bağlamda değerlendirildiğinde Polonya’nın istikrarsızlığa sürüklenme ihtimalinin Ukrayna savaşı üzerinde etkilerinin olması muhtemeldir. Bu da doğal olarak en fazla Rusya’nın avantajına olabilecek bir gelişmedir.

M. Özcan: Burada özellikle bir konuya odaklanalım. Polonya’da yaşanan krizi Rusya açısından değerlendirdiğimizde, meseleyi yalnızca bir iç siyasi anlaşmazlık olarak görmemek gerekiyor. Zira Polonya, NATO’nun doğu kanadında Rusya’nın çevrelenmesi ve Ukrayna’ya sağlanan askerî ve lojistik destek açısından stratejik öneme sahip bir ülke. Dolayısıyla Varşova’da anayasal kurumlar üzerinden derinleşen siyasi kutuplaşma, Avrupa’nın ortak güvenlik politikalarını ve karar alma süreçlerini de etkileyebilir. Ancak hemen sunu da ekleyeyim Rusya açısından üç önemli stratejik kazanım ihtimali söz konusu. İlki, Avrupa Birliği’nin hukukun üstünlüğü ve kurumsal bütünlük söyleminin kendi içerisinde sorgulanmaya başlaması. İkincisi, Polonya’daki siyasi gerilimin Ukrayna’ya yönelik desteğin sürdürülebilirliğini ve NATO içindeki koordinasyonu zorlaştırma ihtimali. Üçüncüsü ise Moskova’nın bu gelişmeleri Batı’nın siyasi ve kurumsal çelişkilerini görünür kılmak amacıyla bir söylem aracına dönüştürebilmesi.Nitekim olduğu bir dönemde ortak hareket etme kapasitesinin zayıflaması ihtimalidir. Çünkü günümüz güç mücadelesinde rakibin yalnızca askerî kapasitesini değil, siyasi bütünlüğünü ve karar alma yeteneğini de dikkate almak gerekiyor.

Emekliye seyyanen zam ne kadar olacak? İşte 2027 maaş tahmini

SİZCE BU KRİZİN EN OLASI SONUCU NE OLACAK?

G. Gezer: Hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarından geri adım atmaması durumunda, siyasi krizin parlamenter mecrada çözülemeyip erken seçim ihtimalini doğurması veya toplumsal sokak gösterilerinin derinleşmesi kuvvetle muhtemeldir. Polonya sadece Ukrayna savaşı bağlamında değil, aynı zamanda AB ve NATO için önemli bir ülkedir. Polonya’nın istikrarsızlığa ya da bir belirsizliğe sürüklenmesinin ülkenin sınırlarının dışında etki yaratacağı açıktır.

SİYASİ KUTUPLAŞMAYI DA ARTIRIYOR

Avrupa’nın farklı ülkelerinde sokak gösterilerinin ve siyasi gerilimlerin yaşanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

G. Gezer: Fransa başta olmak üzere Avrupa genelinde artan ekonomik sıkıntılar, enflasyon, enerji krizleri, Ukrayna savaşının getirdiği ağır maliyetler ve göç dalgaları, halkın mevcut siyasi elitlere ve Brüksel bürokrasisine olan tepkisinin bir tezahürüdür. Mevcut yönetimler halkın taleplerini karşılamakta yetersiz kalmakta, bu da aşırı sağ ve sol siyasetçilerin ve partilerin yükselişini beraberinde getirmektedir. Avrupa’nın sorunları yeni değildir, yapısaldır. Bu nedenle sorunların bugünden yarına çözülmesi de pek mümkün değildir. Savaşlar bu sorunların toplumun tüm kesimlerince hissedilmesine ve tepkinin artmasına sebebiyet vermiştir. Ancak tabiatıyla, Avrupa’nın istikrarsızlaşması ve popülist partilerin Ukrayna’ya desteğin sona erdirilmesi yönündeki söylemleri en fazla Rusya’nın işine yaramaktadır.

M. Özcan: Ben Avrupa’da yaşanan gelişmeleri tek tek ülkelerin iç siyasi sorunları olarak değil, kıta genelinde biriken ekonomik, toplumsal ve güvenlik temelli baskıların farklı biçimlerde görünür hâle gelmesi olarak değerlendiriyorum. Avrupa’nın uzun yıllardır ekonomik refah, sosyal devlet ve siyasi istikrar üzerine inşa ettiği modelin giderek daha fazla sınandığını görüyoruz. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında artan enerji maliyetleri, hayat pahalılığı, savunma harcamaları ve küresel rekabet, Avrupa devletlerini güvenlik ile toplumsal refah arasında yeni tercihler yapmaya yöneltiyor. Bu durum, ekonomik sorunların ötesinde siyasi temsil krizini de derinleştiriyor. Geleneksel merkez partilerin toplumsal beklentileri karşılamakta zorlanması, sokak hareketlerini daha görünür hâle getirirken siyasi kutuplaşmayı da artırıyor. Elbette Fransa, Almanya ve Polonya’daki gelişmelerin dinamikleri birbirinden farklı. Ancak ortak noktaları, Avrupa toplumlarında ekonomik güvenlik, siyasi temsil ve kurumsal meşruiyetin giderek daha fazla sorgulanması. Dolayısıyla bugün Avrupa’da yalnızca hükümetlere yönelik tepkileri değil, Avrupa bütünleşmesinin dayandığı refah, güvenlik ve toplumsal uzlaşı arasındaki dengenin yeniden şekillendiği bir süreci değerlendiriyorum.

Fransa’da yer yer şiddet olaylarının yaşandığı Sarı Yelekliler eyleminde bini aşkın kişi yaralanırken, 3 binden fazla iş yeri zarar görmüş ya da yağmalanmıştı. Hükümet eylemler karşısında kısmi sokağa çıkma yasakları dahil güvenlik tedbirlerini sıkılaştırmıştı.

TÜRKİYE’NİN GEREKLİ TEDBİRLERİ ALMASI ÖNEMLİDİR

Avrupa’daki siyasi ve ekonomik gelişmeler Türkiye’nin ticaretini, güvenliğini ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini nasıl etkileyebilir?

G. Gezer: Avrupa Türkiye’nin birincil ticaret ortağıdır. AB’nin Made in Europe gibi aldığı/alabileceği tedbirlerde Türkiye’nin dışarıda bırakılmasının yaratacağı olumsuz etkiler aşikardır. Avrupa’da yaşanan gelişmeler şu aşamada Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkilememektedir, ancak önümüzdeki dönemde aşırı sağ ve sol partilerin iktidara gelmeleriyle Avrupa dayanışmasında bazı derin çatlakların oluşması üçüncü taraflarca istismar edilebilecek bir durumdur. Dolayısıyla Avrupa’da yaşanan gelişmelerin yakından izlenmesi ve Türkiye’nin gerekli tedbirleri alması önemlidir.

Öte yandan, Avrupa Türkiye olmadan kendi güvenliğini sağlayamayacağını görmelidir. NATO bağlamında Türkiye’nin oynadığı önemli rol ve kattığı artı değer ortadadır. AB’nin bunu net bir şekilde idrak etmesi ve taraflar arasında işbirliğinin daha da geliştirilmesinin önündeki engelleri kaldırması herşeyden evvel kendi çıkarınadır. Avrupa’nın önümüzdeki dönemde yaşanan krizlerin de etkisiyle daha da içe dönmesi sözkonusu olabilir. AB, Ankara’yla olan ilişkilerinde dönem dönem kendi iç sorunlarını Türkiye’nin AB üyelik sürecinin yavaşlatılması amacıyla bahane olarak da kullanmıştır.

Diğer yandan, Avrupa kendi iç sorunları ve Polonya örneğinde olduğu gibi hukukun üstünlüğü krizleriyle boğuşurken, dışarıya karşı “demokrasi ve insan hakları” dersi verme söyleminin geçerliliği ve ikna ediciliği azalmaktadır. Türkiye-AB üyelik müzakereleri zaten donmuştur ve yakın zamanda yeniden canlanması pek olası görünmemektedir, ancak savunma sanayi, vize serbestisi, gümrük birliğinin güncellenmesi ve göç gibi başlıklarda ilerleme kaydedilmesi ile diyaloğun sürdürülmesi önemlidir.

Haber İçi Banner

15 49.0138 8.38624 arrow 0 arrow 0 4000 1 0 horizontal https://dikiliilkhaber.com.tr 250 0 1